Her Şeyi Dijitalleştirirsek Elimizde Ne Kalır?

Dünya şu an dijitalleşme konusunda ikiye bölünmüş durumda. Küçük bir kesim her gelişmeyi takip ederken büyük çoğunluk bu teknolojilerin nerede nasıl kullanıldığından habersiz. Bu yazı ikisinin arasında objektif bir yer açmaya çalışıyor.

Paylaş
Her Şeyi Dijitalleştirirsek Elimizde Ne Kalır?
Her Şeyi Dijitalleştirirsek Elimizde Ne Kalır?

Bugün dijitalleşme konusuna biraz farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum. Dünya şu an bu konuda kendi içinde ikiye bölünmüş durumda. Çok küçük bir kesim yapay zekayı ve benzer teknolojileri sürekli takip edip hayatına ve işine uyarlamaya çalışıyor. Geriye kalan büyük çoğunluğun ise bu teknolojilerin nerede, nasıl kullanıldığına dair fikri son derece sınırlı. Bu yazı, ikisinin arasında objektif bir yer açmaya çalışan bir aydınlatma denemesi.

Devletlerin, sektörlerin, insanların görev tanımlarının ve hatta günlük yaşama biçimlerinin bu dönüşümden ne kadar etkileneceği, üzerine en çok konuşulan sorulardan biri. Akademisyenler bu konuda farklı fikirler öne sürüyor, kimi köklü bir dönüşüm öngörüyor, kimi bu beklentiyi abartılı buluyor. Biz de kendi tarafımızdan buraya bir perspektif eklemek istiyoruz.

Önce Bir Netlik Kazandıralım

Dijitalleşme ve dijital dönüşüm, doğru yapıldığında gerçekten verimlilik getiren bir süreç. Bazı görevleri gerçekten azaltıyor, bazı bariyerleri gerçekten düşürüyor. Aynı zamanda attığınız dijitalleşme adımları, kullandığınız araçlar veya kurduğunuz sistemler sizi aynı iş çerçevesinde, öncekinden çok daha farklı bir biçimde de meşgul edebilir. Adımın başarısından bağımsız olarak, çalışma modelinizin değiştiğini deneyimlemiş olursunuz. Yani dijitalleşmenin sonucu bazen bir azalma, bazen bir dönüşüm, çoğu zaman da ikisi birden oluyor.

Bunun örnekleri hukuk pratiğinde zaten önümüzde duruyor. E-duruşma veya dilekçelerin elektronik ortama taşınması gibi adımlarla avukatların artık sadece adliyeyle ilgilendiği, tüm başvuruların kağıt üzerinden yürüdüğü dönem geride kaldı. Avukatlar hâlâ aynı görevi yürütüyor ama bunu tamamen farklı bir biçimde yapıyor. Bu tür adımlar mesleğin biçimini değiştiriyor, temeli aynı kalıyor. Yapay zeka gibi kırılım anı taşıyan teknolojiler ise farklı bir kategori. Bu teknolojiler mesleği yalnızca biçim olarak değil, temelden itibaren dönüştürebilir.

Küçük Bir Beyin Cimnastiği

Günlük işlerin yoğunluğu içinde bu konuya kafa yormak çoğu zaman mümkün olmuyor. Yine de bir avukat olarak önümüzdeki üç ila beş yıl içinde işinizin nasıl değişebileceğine dair kısa bir düşünce egzersizi yapmaya değer. Bunu bir farkındalık alıştırması olarak düşünün.

Bugün saatlerce süren bir sözleşme incelemesi, birkaç dakikaya inebilir. Bir dava dosyasının emsal taraması, sizin yıllarca biriktirdiğiniz tecrübenin yerini kısmen bir sistemin hızına bırakabilir. Müvekkille ilk temas, bir insanın değil bir asistanın yürüttüğü bir ön görüşmeye dönüşebilir. Bunların hepsi olası, hiçbiri kesin değil. Sorulması gereken soru şu: bu değişimlerden hangisi sizin mesleki değerinizi güçlendirir, hangisi iş yapma biçiminizi köklü şekilde değiştirir? Bu tür sorular, değişen çağa adapte olabilmek için önemli öngörüler sağlayabilir. Bu noktada dijitale dair bilgi birikiminizi artırmanızı öneririm, çünkü bu birikim sorduğunuz soruların niteliğini ve ürettiğiniz cevabın isabetini artırır. Bilmediğiniz bir konuda sağlıklı fikir yürütmek zaten zor.

Hukuk alanı değiştikçe avukatın iş tanımı ve günlük görevleri de değişecek. Ama bu değişimin altında kalan temel işlev, adaletin sağlanması ve adalete erişimin korunması gibi esansiyel konular yerini muhafaza edecek gibi görünüyor. Değişen biçim ile değişmeyen temel arasındaki bu ayrımı görebilmek önemli. Yine de şunu düşünmekte fayda var. Bazı görev tanımları veya uzmanlık alanları zamanla tamamen daralabilir, hatta kapanabilir. Tıpkı at arabası yapımının geçmişe göre çok daha az talep gören bir uğraş haline gelmesi gibi, arz ve talep dengesi hukuk mesleğinin bazı köşelerini de daraltabilir. Bu ihtimali kendi uzmanlık alanınız için düşünmek ve geleceğe göre hazırlık yapmak, kimi zaman hukuk içinde farklı bir alana yönelmeyi, kimi zaman farklı bir kariyer yolunu denemeyi de gerektirebilir.

Bunun karşısında, insan dokunuşunun vazgeçilmez kaldığı yerleri de görmek gerekiyor. Müvekkil iletişiminizi tamamen bir sohbet botuna veya bir yapay zeka asistanına bırakmak riskli bir tercih olur. Buradaki risk, ortaya çıkabilecek bir hatanın çok ötesinde. Bir müvekkilin aradığı şey çoğu zaman doğru cevaptan önce özgünlük, samimiyet ve gerçek bir insani temas. Bunu bilmek, hangi noktada teknolojiye alan açacağınızı, hangi noktada kendinizi öne çıkaracağınızı belirleyen önemli bir ölçüt.

Bilinçli Kullanım Neye Benziyor

Bunu anlaşılır kılmak için hukuk dışından bir örnek vereyim. Sosyal medyanın getirdiği pek çok olumsuz etki biliniyor, dikkat dağınıklığından zaman kaybına kadar. Ama aramızda bazı bilinçli kullanıcılar bu etkileri çok daha az yaşıyor. Bunun nedeni sosyal medyayı terk etmeleri değil, kendi kullanımlarına sınır koyabilmeleri. Belirli saatlerde uygulamayı açmamak, telefona bakma dürtüsünü erteleyebilmek gibi küçük ama bilinçli adımlar, aynı teknolojiyle çok daha sağlıklı bir ilişki kurulmasını sağlıyor.

Aynı mantık hukuk teknolojileri için de geçerli. Teknolojinin insanı psikolojik, sosyolojik ve mesleki olarak nasıl etkilediğini bilmek, o teknolojiyi kullanırken elinizde tutabileceğiniz gerçek bir güç. Hukuk alanına döndüğümüzde bu bilinç daha da kritik hale geliyor, çünkü burada oynanan şey yalnızca zaman değil, hakkaniyet.

Yargı sürecinde kullanılan bir yapay zeka filtreleme sistemi, eğitildiği veride bir önyargı taşıyorsa, ürettiği sonuç da o önyargıyı taşır ve bazı süreçler hakkaniyetten uzak bir şekilde sonuçlanabilir. Güvenlik organlarından bir kurumda kullanılan görüntü tanıma sistemi dikkatli ayarlanmamışsa, yanlış kişileri yanlış etiketlerle işaretleyebilir. Bu örnekler bize şunu gösteriyor. Bir teknolojinin var olması, sadece kullanımda olduğu anlamına geliyor, doğru çalıştığının garantisi olmuyor. Doğru çalışıp çalışmadığını sorgulayacak bilinç, teknolojinin kendisinden çok daha önemli.

Sonuca Doğru

Teknolojinin getirdiği avantajı da dezavantajı da bilerek kullanmak, bilinçli dijital dönüşümün özü. Bu bakışı Türk avukatlara kazandırmayı bu kadar önemsememizin nedeni de bu. Teknolojiye ilah gibi bakmak nasıl bir körlükse, ondan korkup uzak durmak da bir başka körlük. İkisi de sizi aynı yere, konuyu hiç sorgulamadığınız bir yere götürüyor.

Bu yazının başındaki soruya dönersek. Sözleşme incelemesi bir sisteme, emsal taraması bir algoritmaya, ilk müvekkil görüşmesi bir asistana devredilebiliyorsa, geriye sizden kalan şey ne? Bu sorunun cevabı bir görev listesinden çok, bir muhakeme biçimi, bir güven inşası, bir sorumluluk üstlenme kapasitesi şeklinde açıklanabilir. Dijitalleşen her adımdan sonra elinizde kalanın ne olduğunu bilmek, hangi adımı ne zaman ve nasıl atacağınızı da belirliyor.

Bu ayrımı doğru yapabilmek tek başına bir sezgi meselesinin çok ötesinde. Neyin dijitalleşip neyin dijitalleşmeyeceğine dair sağlıklı bir karar, hem kendi mesleğinizi derinlemesine bilmekten hem de teknolojiyi bu bilgiyle birlikte düşünebilmekten geçiyor. Yani özünde disiplinlerarası düşünebilme becerisinden. Sadece hukuku bilen biri teknolojinin sınırlarını gözden kaçırabilir, sadece teknolojiyi bilen biri de hukukun gerçek ihtiyacını yanlış okuyabilir. Bu ikisini bir arada tutabilmek, bilinçli dijitalleşmenin gerçek zemini.

Siz kendi işinizde, her şey dijitalleşse bile devredemeyeceğinizi düşündüğünüz şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü?


CTA Image

Düzenli Aralıklarla Dijital Bilgi Takibin Mailine Gelsin.

→ LTL Gündemine Abone Ol - Ücretsiz